Tarihçe


Türklerin köklü tarihinde müzik ve müzik toplulukları; bağımsızlık, egemenlik, birlik ve beraberliğin en güçlü sembolleri arasında yer almıştır. Öyle ki; bir dönem Türk askerî müziği Avrupalı müzisyenlere dahi ilham kaynağı olmuştur. Nitekim zamanla eskiyen ve iş göremez hale gelen Osmanlı ordu düzeni, 1826 yılında Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasıyla bir modernleşme sürecine girmiş, bununla ilintili olarak eski askerî düzenin müzik kurumu da ortadan kaldırılarak yerine Musika-i Hümâyûn kurulmuştur. Bu yeni düzenin temsilcisi olan yeni müzik topluluğunun kurumsallaşması ve müzisyenlerin eğitilmesi için İtalya’dan Giuseppe Donizetti davet edilmiş ve kurumun başına geçirilmiştir. Donizetti’nin çalışmalarıyla Musika-i Humâyun, çoksesli teknikle yazılmış marşları seslendirebilen bir askerî bando haline gelmiştir. 

Donizetti’nin ardından göreve gelen Callisto Guatelli, makamsal Türk mûsikîsini çoksesli teknikle ilk kez notaya aktaran isim olmuş; Safvet (Atabinen) ve Mehmed Zâti (Arca) gibi öncü Türk müzisyenlerinin yetişmesinde büyük rol oynamıştır. Guatelli sonrası; Piyanist d’Aranda döneminde yaylı çalgıların katılımıyla saray temsillerine eşlik eden yetkin bir orkestra niteliği kazanan toplulukta Zâti Bey ilk resmî koroyu kurmuş, ilk yerli temsilleri sahneye koymuştur. II. Meşrutiyet’in ilanıyla yabancı yöneticilerin yerini Türk sanatçılar almış ve kurumun başına Safvet Bey getirilmiştir. Safvet Bey’in orkestranın önüne Ludwig van Beethoven’ın 7. Senfoni’sini koymasıyla topluluk, gerçek anlamda senfonik repertuara adım atmıştır. Başkemancılığı Osman Zeki (Üngör) Bey’in üstlendiği orkestra, I. Dünya Savaşı yıllarında da kimliğini korumuş ve 1917’de Kızılhaç yararına düzenlenen ilk Avrupa Turnesi ile uluslararası arenada sahne almıştır. 

Saltanatın kaldırılmasıyla Makam-ı Hilâfet Muzikası adını alan topluluk, İstanbul’da “Muhtaç Muhacirler ve Öksüz-Yetimler Yararına Konserler” vermiştir. 3 Mart 1924’te hilafetin de kaldırılmasının ardından dağılmayıp birliğini koruyan topluluk, “Zeki Bey’in Mahiyetindeki Büyük Orkestra” adıyla 11 Mart 1924’te Ankara Millî Sinema’da tarihî bir konser vermiştir. Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 6 Nisan 1924 tarihli emriyle kurum Ankara’ya taşınmış ve Riyâset-i Cümhur Mûsiki Hey’eti adıyla görevlendirilmiştir.

Cumhuriyet’in müzik devriminde öncü rol üstlenen kurum sanatçıları, 1924’te açılan Musiki Muallim Mektebi’nin de omurgasını oluşturmuştur. 1926’da genç Türkiye’yi Avrupa’ya tanıtmak amacıyla düzenlenen Seyyar Sergi projesinde Karadeniz gemisiyle liman şehirlerinde konserler verilmiş; aynı yıllarda Beethoven’ın 9. Senfoni’si icra edilmiş ve düzenli eğitim konserleri başlatılmıştır. 1934’te ilk Türk operası olan Ahmed Adnan Saygun’un Öz Soy operasının sahnelenmesi sonrası orkestranın başına kısa bir süreliğine Saygun ve ardından yine kısa bir süreliğine Hermann Ritter von Schmeidel getirilmiştir. 1935’te göreve gelen Dr. Ernst Praetorius yönetiminde Bach’tan Wagner’e pek çok başyapıtın yanı sıra Saygun’un anıtsal eseri Yunus Emre Oratoryosu, besteci yönetiminde ilk kez dinleyiciyle buluşmuş; Hermann Scherchen yönetimindeki “Olağanüstü Konser” dizileri ve Carl Ebert ile yürütülen opera çalışmaları Devlet Opera ve Balesi’nin temellerini atmıştır. 1946’da Praetorius’un ölümü üzerine orkestranın yardımcı şefi Ferid Alnar birinci şefliğe atanmıştır.

1957 yılında TBMM’de kabul edilen 6940 sayılı Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Kuruluşu Hakkında Kanun ile kurum, sanatçıların yönetimde söz sahibi olduğu çağdaş ve özerk bir kimliğe kavuşmuştur. Müdür Mükerrem Berk’in çabalarıyla eski sergi salonu dönüştürülmüş ve 29 Ekim 1961’de bugün Tarihi Salon olarak anılan Devlet Konser Salonu açılmıştır. 1963 yılında birinci şef olarak göreve başlayan Prof. Gotthold Ephraim Lessing döneminde estetik olgunluğa erişen orkestra; Suna Kan, İdil Biret, Ayla Erduran, Ayşegül Sarıca ve Verda Erman gibi kadrolu virtüöz solistleriyle dünya sahnelerinde boy göstermiştir. Hikmet Şimşek öncülüğünde başlatılan Ordu ve Bölge Konserleri ile Çocuk Konserleri, çoksesli müziği Anadolu’nun kılcal damarlarına taşımıştır. 1976-1977 sezonunda 150. kuruluş yılını özel hatıra pulu ve yeni bestelenen eserlerin ilk seslendirmeleriyle kutlayan kurum; Nadia Boulanger, Aaron Copland ve Jean Pierre Rampal gibi önemli isimleri ağırlamıştır.

1988’de Ferid Alnar’dan yıllar sonra daimi şefliğe getirilen ilk Türk şef Gürer Aykal döneminde orkestra; Türk bestecilerin yapıtlarına odaklanmış, Amerika’dan Japonya’ya uzanan turneler düzenlemiştir. 1993’te salona kazandırılan ses kayıt sistemiyle Muammer Sun’un Kurtuluş dizi müzikleri kaydedilmiştir. 2006’da birinci şefliğe getirilen Prof. Rengim Gökmen döneminde salon yenilenmiş, Kampüste Senfonik Akşamlar turneleriyle on binlerce üniversite öğrencisine ulaşılmış ve 2008 yılında orkestraya verilen Sevda-Cenap And Müzik Vakfı Onur Ödülü Altın Madalyası ardından Erdoğan Okyay’ın Atatürk Devrimlerinin Simgesi: Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası adlı kitabı kaleme alınmıştır.

3 Aralık 2020 tarihinde kapılarını açan dünya standartlarındaki sanat yerleşkesi CSO Ada Ankara, iki asırlık köklü yürüyüşün modern çağdaki evi olmuştur. Şef Cemi’i Can Deliorman yönetiminde çalışmalarını sürdüren Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası; 2023’te Cumhuriyetimizin 100. Yılına özel bestelenen marş ve eserlerin prömiyerlerini gerçekleştirmiş, 2025’te ise Osmanlı dönemindeki Musika-i Humâyûn köklerine dayanan 200. Kuruluş Yılı Özel Konseri ile iki asırlık kesintisiz geleneğini taçlandırmıştır. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası; zengin repertuarı, özgün tınısı ve nesiller boyu aktarılan sanat disipliniyle iki yüz yılın birikimini gelecek yüzyıllara aktarmak ve Türkiye Cumhuriyeti’nin sanat meşalesini canlı tutmak için çalışmalarına devam etmektedir. 

                 
Ersin ANTEP & Murat HALİLOĞLU